İçeriğe geç

Türkiye’de ne kadar ağaç var ?

Şehirde yürürken aklına düşen o soru: Türkiye’de ne kadar ağaç var?

Bazı sorular var ki, insanın kafasına durduk yere düşer. Ne büyük bir sınavdan önce gelir, ne de felsefe kitabı okurken. Mesela ben İzmir’de Karşıyaka tarafında sahile inerken, simitçiden yeni çıkmışken bir anda şunu düşündüm: Türkiye’de ne kadar ağaç var?

Yanımda arkadaşım var, klasik mod: kulaklık takmış, dünya umrunda değil. Ben ise içimde küçük bir muhasebeciyle dolaşıyorum sanki. “Bir saniye,” diyorum kendi kendime, “biz şu an kaç ağaçlık bir ülkenin üstünde yürüyoruz?”

Arkadaşım bakıyor:

— “Ne düşünüyorsun yine?”

— “Ağaç sayıyorum.”

— “Abi sen normal değilsin.”

Belki de haklı.

Ama mesele şu: Türkiye’de ne kadar ağaç var sorusu, sadece bir sayı değil. Bazen insanın zihninde büyüyen bir orman gibi.

Türkiye’nin yeşil envanteri: Sayılar, hektarlar ve kafada kurulan hayaller

Şimdi işin resmi tarafına biraz göz kırpmak lazım. Türkiye’nin yaklaşık üçte birine yakını ormanlarla kaplı. Yani kabaca milyonlarca hektarlık bir yeşil alan var. Ama bu rakamı duyunca insanın aklına hemen devasa Amazon ormanları gelmesin.

Çünkü Türkiye’de orman dediğin şey bazen dağın yamacında üç ağaç, yanında keçi ve biraz da rüzgâr olabilir. Yani “ağaç” dediğimiz şey tekil değil, biraz karakterli bir topluluk.

Türkiye’de ne kadar ağaç var diye sorunca aslında cevap biraz kaçamak:

“Çok var ama saymadık.”

Bu bile başlı başına bir mizah konusu değil mi?

Ben bunu düşündükçe İzmir sıcağında beynim hafif eriyor. Çünkü bir yandan da kafamda şu sahne dönüyor: Orman Genel Müdürlüğü’nde biri oturmuş, Excel açmış, “1, 2, 3… yok bu böyle bitmez” deyip kahveye çıkıyor.

İzmir’den bakınca ağaç meselesi

İzmir’de büyüyen biri için ağaç kavramı biraz farklıdır. Yazın gölge = hayat demektir. Kaldırımda tek bir ağaç varsa, altı otomatik sosyal merkez olur.

Geçen yaz Karşıyaka’da bir bankta oturuyorum. Yanımda iki kişi:

— “Burada klima gibi esiyor ya.”

— “Ağaç sağ olsun.”

Ben içimden düşünüyorum: “Bu ağaç tek başına ülkenin %0.0000001’ini temsil ediyor olabilir mi?”

İşte böyle anlarda tekrar o soru geliyor: Türkiye’de ne kadar ağaç var?

Ama cevap net değil. Çünkü biz saymaktan çok hissetmeye odaklı bir ülkeyiz.

Ağaç saymak neden insana kriz geçirttirir?

Dürüst olalım, kimse sabah kalkıp “bugün kaç ağaç var?” diye güne başlamıyor. Ama bazen beyin kendi algoritmasını yazıyor.

Benimki genelde şöyle çalışıyor:

Market yolunda 3 ağaç

Dönüşte 5 ağaç

Mahallede 1 tane dev çınar

Toplam: “galiba orman olduk”

Sonra duruyorum:

“Bu iş böyle mi hesaplanır?”

Tabii ki değil.

Ama insan Türkiye’de ne kadar ağaç var sorusunu düşündükçe kendi küçük istatistik departmanını kuruyor.

Market dönüşü felsefesi

Bir gün marketten dönerken poşetler ağır, hava sıcak, moral düşük. Tam o sırada yol kenarında bir sıra ağaç.

Kendi kendime:

“Bunlar sayılır mı?”

“Bunlar genç mi?”

“Bunlar belediyeye mi ait?”

Yanımdan geçen teyze bana bakıyor:

— “Evladım iyi misin?”

— “Ağaçları inceliyorum.”

— “Hıh… gençler…”

İşte Türkiye’de düşünmek böyle bir şey. Her şey biraz yanlış anlaşılmaya açık.

Arkadaş muhabbeti: Ağaç sayısından hayata geçiş

Bir akşam arkadaşlarla oturuyoruz. Konu yok, klasik.

Ben:

— “Türkiye’de ne kadar ağaç var acaba?”

Arkadaş 1:

— “Abi sen niye böyle şeyler düşünüyorsun?”

Arkadaş 2:

— “Google’a yazsak çıkar mı?”

Ben:

— “Çıkar ama mesele o değil.”

Sessizlik.

Sonra biri patlatıyor:

— “Bence Türkiye’de ağaç sayısı insan sayısının yarısıdır.”

Herkes gülüyor ama kimse düzeltmiyor. Çünkü böyle cümleler tartışılmaz, sadece yaşanır.

O an anlıyorum ki Türkiye’de ne kadar ağaç var sorusu aslında matematik değil, sohbet konusu.

Görünmeyen ormanlar: Şehir içi ağaçların gizli hayatı

Okumaya Değer: Trafik sigortası, kusurlu tarafın hasarını öder mi ?

Bir de şehir içi ağaçlar var. Onlar biraz “gizli ajan” gibi.

Sabah işe giderken yanından geçtiğin ağaç, akşam sana gölge sağlayan aynı ağaç. Ama kimse onun CV’sini bilmiyor.

Bir düşün:

20 yıllık çınar

10 yıllık akasya

5 yıllık “henüz büyüyorum ama umutluyum” ağaç

Bunlar da Türkiye’de ne kadar ağaç var sorusunun görünmeyen kısmı.

Çünkü sayılar ormanda, hikâyeler kaldırımda.

İç ses: Ağaçlar da bizi sayıyor olabilir mi?

Bazen abartıyorum biliyorum ama şöyle bir düşünce geliyor:

“Ya ağaçlar da bizi sayıyorsa?”

Mesela:

“İnsan 1: sabah geçti”

“İnsan 2: sinirliydi”

“İnsan 3: yine telefonla konuşuyordu”

Sonra kendime diyorum ki:

“Tamam, fazla ileri gittin.”

Ama yine de Türkiye’de ne kadar ağaç var sorusu, insanı böyle tuhaf yerlere götürüyor.

Resmi raporlar vs mahalle gerçekliği

Bir yanda raporlar, haritalar, uydu görüntüleri…

Diğer yanda mahalledeki gerçek:

“Şu köşedeki ağaç kesildi mi?”

“Yok abi taşındı.”

Ağaç taşınır mı? İşte Türkiye’de her şey biraz taşınabilir.

Bu yüzden Türkiye’de ne kadar ağaç var sorusu bazen şuna dönüşüyor:

“Gördüğümüz kadar mı var, yoksa bilmediğimiz kadar mı?”

Ağaçların ekonomisi: Gölge, oksijen ve mahalle dedikodusu

Ağaçlar sadece doğa unsuru değil. Bir tür sosyal altyapı.

Gölge üretir

Kuş üretir

Bazen sinek üretir (dürüst olalım)

Ama en önemlisi:

Mahalle sohbeti üretir.

Bir bankın altındaki iki ağaç, 3 saatlik dedikodu kapasitesine sahiptir.

Ben bazen düşünüyorum:

“Türkiye’de ne kadar ağaç var?” sorusunun gerçek cevabı belki de:

“Yeterince dedikodu çıkaracak kadar.”

İzmir sıcaklarında ağaçların kutsallığı

İzmir yazında ağaç = VIP alan.

Bir ağaç altı boşsa, orası otomatik sahiplenilir.

Bir gün denize giderken gördüm:

Bir ağaç altında üç ayrı grup, farklı evrende gibi yaşıyor.

Birisi kitap okuyor,

birisi uyuyor,

birisi sadece hayatta kalmaya çalışıyor.

Ve hepsi aynı ağacın gölgesinde.

Türkiye’de ne kadar ağaç var? sorusunun asıl problemi

Asıl mesele şu: Biz sayıları değil, etkileri yaşıyoruz.

Kaç ağaç var değil,

kaç tane bizi serinletiyor?

Kaç tane oksijen üretiyor?

Kaç tane hatıra biriktiriyor?

Benim kafamda artık bu soru şöyle evrildi:

Türkiye’de ne kadar ağaç var = “kaç tane hayatı biraz daha katlanılır yapıyor?”

Dibe sayfamızı ziyaret ettiğiniz için teşekkürler. “Türkiye’de ne kadar ağaç var” hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşın!

İç monolog finali: Bir ağacın altında düşünmek

Geçen gün yine sahilde yürürken bir ağacın altına oturdum. Telefon elimde, ama bakmıyorum.

Kendi kendime:

“Bak,” diyorum, “şu an bu ağaç burada olmasa ne yapacaktın?”

Cevap yok.

Çünkü bazen ağaçlar soru sormaz, sadece durur.

Ve insan da onların altında biraz susar.

Türkiye’de ne kadar ağaç var sorusu yine aklıma geliyor ama bu sefer farklı.

Sayı istemiyorum.

Sadece biraz daha gölge.

Biraz daha nefes.

Ve belki de farkında olmadan her gün geçtiğim o ağaçların, aslında hayatın sessiz arka planı olduğunu anlıyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
tulipbet giriş